Doz

Ne kadar da sıradan, basit, üç harfli bir kelime, kelime değil de sanki heceymiş gibi, son ek miş gibi değersiz görünüyor. Sözlüklerde genel olarak “yeterli görülen ölçü” olarak tanımlanıyor. Güzel bir tanım. Ne kadar kıymetli bir ölçü birimi doz. Yeterli görülen ölçüden az kullanıldığında etkisiz (homeopati hariç), yeterli görülen ölçüde kullanıldığında belirli bir etki oluşturur, fazla kullanıldığında ise zarar verir. Sıradan tanımlamalarla anlatmak zorunda kaldığım bir kelimenin bende yarattığı anlam bütününe ise belki dozaj diyebiliriz. Yine yeterli görülen ölçüler toplamıdır dozaj. Bunlar eczacılık terimleridir. Haliyle doz ve dozaj ilaçla ilgili terimler olduğu için, ilaç konusunda tek yetkili ve uzman kişi de eczacı olduğu için, eczacılık fakültelerinde, eğitimci eczacılar tarafından ilk kurulması gereken cümle doz olmalıdır.

Hayatta herşeyin bir dozu var, acının, sevginin, çalışmanın, dinlenmenin, düşünmenin, düşünmemenin, eğlenmenin, sporun, beslenmenin, vücudumuza aldığımız veya vücudumuzun hissettiği herşeyin, hislerle değişen kimyamızın fizyolojimize etkisinin de dozu var. İşte zor olan herşeyin dozunu yeterli görülen ölçüde ayarlayabilmek. Peki madem güzel öyleyse, güzel de kime göre yeterli? Yeterlilikte doz tamamda dozaj nasıl olacak. Yani ne kadar süre ile ne kadar dayanmalıyız bir acıya. Ne kadar süre ile ne kadar miktarda acıya dayanabiliriz, veya hangi miktarda acıya ne kadar süre ile maruz kalırsak bize etkisiz, tedavi edici veya zarar verici hale gelir. İşte bütün mesele burada başlıyor, herşeyi genellemeyi ve kendine benzetmeyi seven bir toplum psikolojisinde, kişiye göre doz ayarlamak ne kadar zor. İlaç için çok daha kolay, tartarsın kiloyu ölçersin, kiloya göre önceden her türlü klinik çalışması yapılmış ayarlanmış dozu ve dozajı verirsin. Zarar gören de, etki göremeyen de başkalarıdır sonuçta onların üzerinde denenerek sınırları belirlenmiştir. Peki insan kendi psikolojik sınırlarını ne kadar biliyor, ne kadar ölçtü? Yoksa bütün hatalarını başkalarının sırtına yükleyerek, kendi sınırlarını bilmeden, kendisiyle yüzleşmekten korktuğu için hep kaçarak, kendi varoluşunu görmezden gelerek mi yaşadı. Muhtemelen öyle yaptı çoğu insan, çünkü çok daha kolay ve emeksiz. Peki ne kadar uzun süre kolayı seçersek bizi zehirlemeye başlar, bu da herhalde bünyeye göre değişir ama er ya da geç sonuç kaçınılmaz.

Zehirlenmiş psikolojileri düzeltmek için koskoca psikoloji bilimi var, son yıllarda psikolojik rahatsızlıklar yaygınlaştıkça ve çeşitlendikçe, eski yöntemler de tekrar denenmeye başladı, yeni yöntemler, testler, teşhis yöntemleri de geliştiriliyor. Ama psikolojik rahatsızlıkların bir kısmı da tıpkı fizyolojik rahatsızlıkların bir kısmı gibi karakterle ilgili. Karakter bozuldukça bedensel ve ruhsal birçok hastalık oluşuyor. Tabi bu benim şahsi fikrim, genelleme yapmak da oldukça sığ bir bakış açısı olacaktır ama sanırım, tıp ve psikoloji den sonra bir üçüncü bilime ihtiyaç var. Mevcut bilgiler içinde zaten oluşmaya başladı, eski-yeni enerjisel tedaviler, yoga, meditasyon, ayurverdik beslenme, bilmem kaç yüzyıllık çin tıbbı alternatif tedavi yöntemleri ve dünyada sadece yöresel olarak bilinen tedavi yöntemleri var, birçok unutulmaya yüz tutmuş teşhis ve tedavi yöntemleri canlanmaya başladı sonuçta, demek ki ihtiyaç var.

Demek istediğim şu, bedenin ve ruhun arasındaki köprü karakterdir. Karakter bozukluklarını onarmadan, bedeni de ruhu da tedavi etmek çok zor. Doz ayarlarken hasta uyuncu diye bir faktör vardır, hastanın yeterli görülen dozu yeterli miktarda alması için, hastanın karakteri de önemlidir. Bu noktada tablet yutmak istemeyen hastaya şurup formda ilaç verilmesi gibi yöntemlerle hastanın tedaviye uyum sağlaması hedeflenir. Yani ne kadar klinik çalışma yaparsan yap, ne kadar çok kişide test edersen et, dozu dozajı kusursuza yakın hesaplanarak hazırlanmış tedavi, sırf hasta 2 gün sonra ilaç içmekten sıkıldığı veya unuttuğu için yarıda kalır. sonra hasta ben iyileşmedim diye doktora ve eczacıya kızar, çünkü kendi uyumsuzluğunu görmek, bu kişilik sorununu görmekten ve hatta bunu düzeltmeye çalışmasındansa, başkasını suçlamak çok daha kolaydır. Ne oldu şimdi onca hesap kitap masraf yatırım eğitim vs. boşa gitti.

Neticede karakter dozun önündeki en büyük engel veya dozun arkasında dozaja giden yolda en büyük güç de olabilir.

***