Türkçe karakter olmayan klavye ile yazmadım.
Göreceli kavramlar silsilesinde sıra “anlam” da. Görecesiz de olabilirdi adı yazının. Çünkü herşey her insanın eşsiz ve kendine özgü bakış açısından çıkıyor.
Bütün icatlar, hatta bütün suçlar, ilk yapanın kendi algısıyla, görecesiyle, perspektifiyle, kendi yüklediği anlamla ortaya çıkıyor. Gerisi taklit. Özgün olmayan biçimsiz duran, kendine ait olmayan bir şeyi çalmaktan hiçbir farkı yok benim bireysel bakış açıma göre.
Sahne hayatı hariç ki şovun herçeşidi ile birlikte role bürünmektir sahne, içselleştirmez çoğu zaman sahnede yapılan olayları sanatçı, çünkü oranın kuralları dinamikleri başkadır. Esnektir, serbesttir, baştan razı olunan gönüllü olunan da budur. Şovdur. Güzel yapan da ünlü olur.
En ünlü insanlar ise ünlü olmaya çalışmayan insanlardır, çünkü özgün bir şey üretmiştir! Üretmek için üretmiştir, bir fikir gelmiştir aklına ve bunu uygulamıştır. Bu özgün üretisi de ya bir ihtiyacı karşılamış veya bir ihtiyaca dönüşmüştür. Neye benzediği, kendini nasıl sunduğu hiçkimsenin umrunda değildir, şov yoktur, kendini değil ürettiği herneyse onu sunar ve odur önemli olan. Onunla anılır, istemese bile. Zekanın somutlaşmış halidir bu icat veya fikir veya her ne ise üretilen. Öyle ünlü insanlar var ki yüzlerce binlerce yıl sonra bile hala birçoğumuz adlarını biliyoruz, ürettikleri şeyler, bu bir toplum düzeni için yazılmış kurallar listesinden, hergün baktığımız aynaya, kullandığımız kahve fincanının tasarımına kulbunun yerine kadar hayatımızın içinde. Doğrusu da budur, üretilen şeyin ne kadar kullanılabilir ve faydalı olduğu. Ve ne kadar eşsiz olduğu.
Bu noktada çizgiyi bozan sosyal medya oldu. Herkes ünlü olmak istiyor ama hiçbirşey üretmiyor. Sadece taklit ederek garip danslar yaparak ünlü olacağını sanıyor. Başka birinden satın aldığı tek şarkıyla kısa süreli ünlü olup bir daha adını da şarkısını da hatırlamadığımız şarkıcılar gibi. Taşıma suyla değirmen dönmüyor. Üretimin arkası gelmediğinde ün de yokolup gidiyor. Buna ün değil, geçici süre için verilmiş ünlü olma fırsatı desek daha doğru olur.
Çık sahneye rol kes, güzelsen boş ama şekilli, güzel değilsen şekilsiz ama iz bırakan roller oynarsın. Karakter oynamak bambaşka yetenek. Öyle film şirketinin çekim için kiraladığı yattan inip jipe bilmekle anca kısa süreli ilgi çekersin, ne güzel adam kadın derler sonra unutulursun, ne zaman kendi görecenle bir karakteri özdeşleştirir taşırsın o zaman ün gelir. Bütün dizi ve filmlerde kötü karakter canlandıran insanların daha çok akılda kalması gibi. Daha iyi oyunculardır çünkü onlar, izleyeni kendinden nefret ettirecek kadar iyi taşırlar rollerini, belki de çok iyi kalpli insanlardır kendi benliklerinde, ama sundukları eşsiz biçim onları eşsiz yapar. Eşsizliktir anlamlı olan.
Sorun sosyal medyada ünlenmek diye bir fikir yaratan sosyal medya yöneticilerinin bu ticari fikrinin bireysel tüketici seviyesinde farklı algılanması. Bir şirket bir yazılım yapmış, bundan para kazanmak istiyor, bu çok doğal bir durum bir ticaret bunda birşey yok en doğal hakkı. Sonra bu yazılım yayılsın ve daha çok insan tarafından kullanılsın istiyor bu da pazarlama bu da çok normal. Normal olmayan herşey bu uygulamanın kullanıcılarının kendi benliklerini, firmanın pazarlama stratejisine, gönüllü olarak kaybetmesi. Belki de yoktur kendi benliği bu da bir bireysel hak. Olamamış olabilir hayat bu. Hizmet ettiği şeyin ticari bir ürünün bedavaya pazarlanması veya fikrin orijinal üreticisinin hakkını çalmak, veya hergeçen gün kendi benliğinden uzaklaşmak pahasına bu yazılım şirketi için bedavaya çalışmak olduğunun farkında olmaması. Farketmek istememesi, koyun gibi bir takipçi, bir yazılımın sadece kullanıcısı olduğunu anlamaması. Herkesin kendini güzel ve eşsiz sanması, kısa süreli beğenilme ihtiyacının yine kısa süreli beğenilme ihtiyacı olan insanlarla karşılıklı takas edilmesi. Dopamin bağımlılığı mı histrionik kişilik bozukluğu mu yoksa başka birşey mi uzmanlar açıklasın..
Sonra bozulan toplumdan, unutulan adetlerden, karşılıklı saygıdan, adil olmaktan, kişisel hakların korunmadığından bahsedilmesi. Korsan kaset cd kitap alıp, bunları dinlediğiyle okuduğuyla övünen nesil de vardı, aynı içiboşluk bana göre. Kendi bireysel varlığını, kendi anlam ve görecesini, kendi bakış açısını kaybeden ve hergeçen gün sıradanlaşan, taklitçilikten öteye gitmeyecek gereksiz paylaşımlarla kendini ünlü sanan ama atın ağzına sopayla tutulan havucu kovalamaktan başka birşey yapmayan nihai tüketicinin, farkında olmadığı bireysel varoluşsal haklarından birer birer vazgeçmesindeki bilinçdışı köleleştirilmesinin derdindeyim. Derdim sosyal medya eleştirisi değil, derdim bireyin varoluş mücadelesinin ters yöne gitmesi.
Herşeyin bozulmasına verdiği tek tepki evde koltukta otururken bir parmak hareketi kadar. Gerçek anlamda hiçbir rol üstlenmediği, hatta sadece bireyin varoluşsal bütün haklarının sömürüldüğü sosyal medyaya köle olup, sonra da bu ülkede yaşamak istemiyoruma kadar manipüle edilmiş olan insanların bu manipülasyona yatkın mı olduğunu yoksa kurban mı olduğunu artık ayırt edemiyorum.
Toplumu toplum yapan bireylerin kalitesi ve yüklendikleri sorumluluktur. Ne kadar çok eşsiz birey varsa o kadar renkli bir toplum oluşur. O kadar gelişir ileri gider, üretim vardır, sanat vardır, özgün içerik çok kıymetli. En büyük hizmet budur, kısa süreli değil kalıcıdır etkisi. Belki sizi öven olmaz, ama hani insan kendisiyle gurur duymalıydı, kendine saygısı olmalıydı ne oldu bunlar, bir parmak hareketiyle sola kaydırdık gitti..
Kendinize duyduğunuz kalıcı özgüven birkaç kişinin beğenmesine duyduğunuz kısa süreli dopamin bağımlılığından daha güçlü emin olun.
Diyorum ki, siz ne anlam yüklerseniz o olsun. Anlam siz olun. Kendiniz olun, takılmayın çoğunluğun ne yaptığına, histerik olmayın, eşsiz olun. Dayanıklı olun manipülasyonlara. Kendi aklınızı kendiniz yönetin. Kendi anlamlarınızın peşinden gidin. Kendi bireysel varoluşunuza odaklanın. Anlamsız bir toplumda anlam siz olun…