Mutluluk çocuklukta öğreniliyor. Eminim son kararım.
Çocukken mutluluğu yaşaması engellenmiş çocuklar, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar öğrenemiyorlar mutluluğu. Gün olup yanlışlıkla mutluluk hissi yaşasalar bile tam olmuyor, mutlu olmaktan mutsuzluk-suçluluk duyuyorlar. Çünkü bir duyguyu her yaşadığında durdurulursan, sonraki aşamada ne yapacağını öğrenemezsin. Bir noktadan sonra bu şartlandırılmış mutsuzluk durumu yerleşiyor bünyeye.
Mutlu bir insan görünce kendi mutsuzluğundan utanan, bak ne güzel küçücük şeylerle mutlu olabiliyor insanlar, ben neden olamıyorum diye düşünüp duran yetişkinlere dönüşüyor zamanla. Çünkü en basit, en temel, en insanca hak olan mutlu olma hali ondan çalınmış. Ebeveynler veya içinde büyüdüğü aile, kendi mutsuz ruh halleriyle yüzleşecek güçte olmadıkları için ona da izin vermemişler. Boşluk hali oluyor, bünye bir duyguyu yaşamak için bir kimyasal salgılıyor, ama ruh bu duyguyla ne yapacağını bilmiyor. Ya histeri oluyor, yada mutlusuzluk. İkisi de yanlış duygular.
Durdurmayın. Çocuklarınızı mutlularken durdurmayın. Sonra büyüdüklerinde sen neden böyle mutsuzsun, sen neden isteksizsin hayata karşı, sen neden çaba göstermiyorsun dersiniz. Öyleler çünkü sizden ötürü. Bozdunuz çocuğun bünyesini. Çocuk duygularını yaşamayı öğrenemedi sayenizde. Ne yapacağını bilmediği duygular yaşattınız çocuğa. Yaradılışında yüklenmiş, içgüdüsel reflekslerle çalışan duyguları yaşamayı bile öğrenemedi. Daha kötüsü, çocuk mutluyken bilinçli bir şekilde o mutluluğu sözlü yazılı fiziksel şiddetle kıran insanlıktan nasibini almamış hastalıklı ebeveynler. Ne zor değil mi çocuk olmak. Gücün de yetmiyor, ne yapacağını bilmiyorsun, seni sevmek ve korumakla görevli insanlar sana düşmanmışsın gibi davranıyor. Anlayamıyorsun. Anlatan da olmuyor, seni anlayan da. Kendi duygularından bile korkuyorsun bir noktadan sonra. İşte bozuk insan bu şekilde yapılıyor. Sonra toplum böyle, devir değişti, nesil farklı. Hep bahane. Acaba neyi yanlış yaptık da bu sonuç ortaya çıktı diye soracak karakteri olmayan nesiller, hasarlı kusurlu bozuk nesiller yaratıyor.
Halbuki ne güzel bir duygu, bedene ruha akla herşeye çok faydası var. Tanrının insana hediyesi, resmen kıyak geçmiş yaratırken, suyundan da koymuş sevgiyle, mutlu olabilme becerisi vermiş. Biz ne yaptık insanlar olarak? Koşulsuz bahşedilmiş bir beceriyi yok saydık, körelttik, bozduk kırdık. Yoksa bu aslında iyi insan olmaya, aydınlanmaya giden yolda olmazsa olmaz bir duygu mu? Bilinçli bir şekilde karanlık tarafından mı köreltiliyor? Sürekli yakılan yokedilen kızılçam gibi. Bir savaş var ama kimsenin umurunda değil, saçmasapan, hayatın akışında ruhun tekamülünde, kadersel döngülerde, görev ve borçlarda hiçbir etkisi faydası olmayan, aslında hiç olmasa yokluğunu hiç aramayacağımız basit cihazlara, eşyalara bu kadar önem vermenin bile, bir amaçtan uzaklaşması için insanın güdülenmesi, kandırılması olduğunu düşünüyorum.
Herşeye, herkese rağmen gülün. Lütfen gülün, mutlu olun, mutluluk saçın, mutlu edin, sevindirin, başını okşayın, elini öpün, inanmıyorsanız bile sırf o mutlu olacak diye yapın bazı şeyleri sevdiğiniz insanlar için. Yetmedi mi sebepsiz anlamsız şekilde ağladığınız. Tek tedavisi var bu mutsuzluk durumunun, kayıtsız şartsız sevmek. Herşeyi sevmek, karanlık varlıkları, aydınlamış varlıkları. Herşeyi seveceksiniz, merhamet edeceksiniz, affedeceksiniz, özür dileyeceksiniz, dinleyeceksiniz, anlamaya anlatmaya çalışacaksınız, teşekkür edeceksiniz, insan olacaksınız. Başka yolu yok!
En güzel insan gülümseyen insandır. Gülümseyemiyorsanız gülümsetin..