Ne kadar kıymetli bir güç, ne kadar da büyük, birşeyi olmadan önce öngörebilmek için denemediği yöntem kalmamış insanoğlunun. Falcılar binlerce yıldır var, dinlerden önce dinlerden sonra hep var olacak. Çünkü herkes olacak olanları merak ediyor. Kimisi avantaj elde etmek için kimisi de kendini korumak için istiyor bu gücü ama herkes istiyor. Ama herkes sahip olamıyor, öngörüsünü satan bir çok insan sadece gelir peşinde, eleştirmiyorum arz-talep meselesi sonuçta.
Bence olay çok farklı çalışıyor. Uzun yıllar önce çok enteresan bir insanla yine çok enteresan bir şekilde yollarım kesişti. Herşey nasip. Bu güzel ruhu hayat bir şekilde alakasız bir yere göndermiş. Bana çok ilginç astrolojik yorumlar yaptı, ücret filan değil, içinden geldi kendi teklif etti sana bir bakayım dedi olur dedim. 15 sene oldu, söylediği bazı şeyleri hala anlamlandırmaya çalışıyorum. Burada ne işiniz var diye sormuştum “Uranüs gönderdi” diyip gülmüştü. Neyse bana nasip olan cümlelerden birisi şuydu: sende durugörü var.
Uzun zaman araştırdım bu konuyu, bilgiye ulaşmanın zor olduğu yıllardı. İngilizce çok kaynağa ulaştım. Clairvoyance. Ne kadar çok yazılmış çizilmiş konuşulmuş üstüne. Çünkü gücü elinde tutanların elindekini korumak için, güce sahip olmayanların elde etmek için binlerce yıldır kahinlere danışması normal görülen bir davranış. İşte bu durugörü yeteneği bence yanlış anlaşılmış ve tabi pazarlanmış. Ancak konunun derinine indikçe gerçek durugörünün paylaşılmaması gerektiğine ulaştım. Şöyle ki, kristal küreye, bir kap içindeki suya, ince parlak kumdan yapılmış bir kağıda, hatta elinin başparmağının tırnağına bakıp gören insanlar varmış. Ne kadar da ilginç. Durugörüyle, baya uzay zaman sürekliliğinin dışında bilgi almış insanlar. Ancak yine de karma kader diye bir olay var, bir şeyin olacağını bilirsen onu gerçekten değiştirebilir misin? Kelebek etkisi diye de bir kavram var, uzay zaman sürekliliğine küçücük bir müdahale çok büyük etkiler doğurabiliyor ve çok fazla insanın hayatını değiştirebiliyorsa, bu kavram sadece bir kişinin değil birçok insanın kaderine müdahale etmekse, bunlar yasaklanmış olmalıydı kaderi yazan tarafından. Varsayalım ki yasaklanmış hatta genetik olarak kapatılmış bazı yetenekler genetik çeşitilik havuzunda tamamen rastgele bir şekilde çok küçük bir olasılık dahilinde denk gelip, bir anomali belki mutasyon sonucu tesadüfen açılarak gerçekleşmiş olsun, bu bilgiyi hangi amaçla kullanacaksın. Bir kişiye faydalı olabilmek veya belki sadece kendi çıkarı için kullanılsın, diğer insanların kaderlerine de müdahale etmiş oluyorsun.
Demek istediğim şu ki, istediğin kadar geleceği izle, bunu anlatamazsın, anlatmamalısın sonucuna ulaştım. Ne kadar büyük görünen bir güç, ne kadar ağır bir yüke dönüştü.. nasıl taşır bir insan, herhalde taşıyamaz ve bu durugörü gücünden vazgeçer bir şekilde. Ama ne kadar kapatmaya çalışırsan çalış tam kapatamıyorsun. Belki bir video izler gibi izlemiyor, bir resime veya fotoğrafa bakar gibi net göremiyorsun ama küçük parçacıklar sızıyor aradan. Bölük pörçük bilgiler bir şekilde içgüdüsel olarak zihnine düşüyor. Herhalde öngörü bu şekilde oluyor. Diyorsun yok böyle de olmaz, ben abartıyorum veya panikliyorum, bir şekilde sağlıksız bir psikoloji ile bakıyorum bu olaya, bu olaydan benim hissettiğim sonuç çıkmaz diyorsun. Konduramıyorsun bazen. Ama işte öyle olmuyor dönüp dolaşıp olay oraya geliyor. Ağır yük. Daha ağırı hayata başka türlü bakıyorsun, her insanın istediği en makul en ilk akla gelen şeyler seni mutlu etmiyor, küçük mutululuklar genellikle mutsuzluk yaşamadığın anlar oluyor. Ama biliyorsun, bir akış var, senden, insanlıktan, bütün canlılardan doğadan, dünyadan, güneş sisteminden, galaksilerden çok daha büyük bir ahenk var, bir düzen var, nizam hatta intizam var. Var yani koskoca devran tesadüfen, rastgele dönmüyor Tek hücreden zaman içinde randomize çekinik genlerin filan birleşmesiyle insana dönüşmemişsin onu biliyorsun. Bilince düzeni kabullenmek daha kolay oluyor belki ama değiştiremeyeceğini, hatta bilsen bile değiştirmemen gerektiğini bilerek yaşamaya çalışmak, herşeyden herkesten vazgeçmen gerekeceğini bile bile insanları sevmek, evladını sevmek bile, herkesi mutlu ederken sana acı verebiliyor. İşte sonunu bildiğin bir filmi tekrar izlerken donuklaşıyorsun, mesela şaşırmıyorsun kolay kolay, hay Allah öyle mi olmuş gibi cümleler pek çıkmıyor ağzından, konuyu bilmiş, öngörmüş durugörümüş filan olduğun için değil, derinde bir yerde olan herşeyin senin veya başkasının kaderine etki olduğunu bildiğin için. Yaşanacak olan yaşanacak.
Gerçek astrologlar, korkutmaz, enteresan bir ortam bir ambians yaratmaya gerek duymaz, sizi gülümseyerek karşılar gülümseyerek gönderir, belki durugörü değil psişik bir bağ kuruyordur sizinle, gönül gözü açıktır okuyordur sizi, belki de çok iyi bir astroloji eğitimi almış ve hızlı düşünen bir akla sahiptir parçaları güzel birleştiriyordur, belki hepsidir, belki hiçbiri ama her gördüğü şeyi size söylemez, söylememesi gerektiğini bilir, özellikle kayıpları, en zoru da onlar. En sevdiklerinin nasiplerinde ne zaman göçecek olduklarının yazılı olduğunu bilirsin Allah büyüktür dersin gücün de yetmez kabullenmeye çalışırsın. Ama işte o zaman, sana bildirirse kalan bütün hayatını ona adamak onunla geçirmek istersin, o kişiyi de boğarsın kendini de, ve hem kendinin hem de o kişinin,hayatı normal akışıyla yaşama özgürlüğünü de çalmış olursun. İşte bu sebeplerle, özel yetenekli insanların, yargılamayan bir gönüle ve paniklemeyen bir akla sahip olması lazım. Güç güzel gibi görünse de yük ağırdır her ruh kaldıramaz, Herhalde bütün kainatın düzenini kuran, böyle şeyleri rastgele çekinik genlere bırakmamış, kendi içinde, bizim akıl kapasitemizi aşar bir düzen ve hesaplamayla dağıtmıştır. Sevgiler.