Ne kadar da klişe, ne kadar da sıradanlaşmış bir cümle. Binlerce replikte kullanıldı, binlerce yazıda sanki bu argümanı yeni bulmuş gibi anlatıldı. Ha bin ha bin bir, bir de ben anlatayım.
Göz teması bir insanı tanımak için çok ilginç bir kriter aslında. Hiç kuramayanlar, az kurabilenler, sınırsız kurabilenler var. Dolu dolu bakanlar, donuk donuk bakanlar, gülerek bakanlar, tepkisiz dümdüz bakanlar da var. Peki neden acaba? Bu bir yetenek mi eksiklik mi, sonradan edinilebilen bir alışkanlık mı? Neyin göstergesi, hangi karakter özelliğinin dışa vurumu veya hangi psikolojik etkenler bunu etkiliyor diye uzun zaman düşündüm, gözlem yaptım, denemeler yaptım. Çok fazla insanla yüz yüze geldiğim, ofis ortamının tam zıttı, kapısı açık bir işyerinde, kapıdan giren herkesle göz göze gelecek şekilde yerleştirdiğim bir çalışma masam var eczanede. Hayatta en çok özendiğim şey de belki bu durumun oluşturduğu, yoğunlaşarak çalışmam gereken zamanlarda, iletişimi kesememenin getirdiği zihinsel yorgunluktan uzak kalabileceğim, kapısı kapalı bir ofis. Ama tabi ki mesleğin gereği bu. Bu gereklilik sayesinde edindiğim binlerce belki yüzbinlerce tecrübeme dayanarak şu tespitlerimi paylaşma isteği duydum.
İnsanlar göz temasını aslında seviyorlar, fark edilmek istiyor herkes, özellikle bir iş yerine gelen müşterinin de misafirin de, iş tanımı içindeki diğer kurumlardan gelen insanların hepsinin de talep ve ihtiyaçları, beklentileri var. Fark edildiğinde ihtiyacının daha iyi karşılanacağını düşünüyor ki bu yerinde bir bakış açısı. Bir insanı fark ettiğinizin en büyük kanıtı ise onunla göz teması kurmak. Gözlerinin içine baktığınızda zaten bir süre sonra çok net görüyorsunuz bu kişinin neye ihtiyacı var, acı içinde mi, mutsuz mu, yorgun mu, sadece hasta mı yoksa hastalığının arkasında aslında psikolojik bir etken mi var, hepsini anlamaya başlıyorsunuz. Kişiyi fark edebilmek için vücut dili de eşit derecede önemli tabi. En acı dolu gözlerle bakan insana, gülümseyen bir gözle baktığınıza, onun gözlerinde sizin gözünüzdeki anlık bir ışıltının yansımasını görebiliyorsunuz. İşte belki de bir insanın aslında tanımadığı başka bir insana, söylenebilecek yüzlerce kelime yerine bir gülümseyen bakışı, karşıdaki insana onu farkettiğini, yargılamadığını ve faydalı olma niyetinde olduğunu gösteriyor. Sonra bu anlık his yine anlık bir güven duygusu, bir sıcaklık yaratıyor, ve bu da bir iletişim kanalının karşılıklı olarak açılmasına sebep oluyor. Sağlık hizmeti veren bir iş kolunda bu iletişim kanalı hayati öneme sahip, diğer iş kollarında da belki daha az önemli değildir. Çünkü insan aynı insan, beklenti yine aynı, fark edildiğine, varlığının görüldüğüne ve hangi durumda olursa olsun yargılanmadan kabul edildiğine ikna olmak. İşte insanın en büyük ihtiyaçlarından birinin bu olduğunu gördüm.
Göz teması kurmayan insanlar ise bambaşka bir serüven, göz teması kurabilmek için yerimden kalkıp başka konumlara geçmek zorunda kaldığım çok durum oldu. Kurmak istemiyor karşıdaki insan ve sürekli bakışlarını kaçırıyor. Bunu bir dönem kişisel algıladım, saygısızlık gibi gördüm veya daha basite indirgersem gelişememişlik gibi geldi. Utangaç yapıdaki mahremiyetine değer veren insanları bu noktada tenzih ediyorum, onlar hariç, o mahremiyet hakkına saygı duyuyorum. Mahremiyet duygusuyla ve aileden edinilmiş bir terbiye eğitimi sonucu olmayan, göz göze gelmeme isteğinin bir noktada kendi içinde çözemediği bazı sorunların bakışlarından anlaşılabileceği korkusu olduğunu fark ettim. Bu insanlar aslında gerçekten yardıma ihtiyaç duyan, zor durumda, köşeye sıkışmış, belki çaresiz ve seçeneksiz kalmış insanlar olabiliyor. Bir süre sonra kendi benliğinden, kendi zihninden, kendine olan sevgisinden uzaklaşmış veya uzaklaştırılmış insanlar var. En zor durum da bunu fark edip yardımcı olamamak, olmamayı seçmek veya daha da kötüsü umursamamak. Mesela bir genç kız asansörde karşılaştığı yaşlı bir insanın yüzüne anlık da olsa bakıp selam veremiyorsa, bir günaydın, iyi günler gibi nezaket sözcüğü kullanamıyor ve bundan çekiniyorsa, bunu yanlış buluyorsa hatta bu çok masum ve insanca olan anlık farkındalık ve iletişimin suistimale açık bir konu olduğunu düşünüyorsa işte bu bütün toplumun ayıbıdır. Hepimizin hatasıdır, hepimizin suçudur, biz toplumumuzun çocuklarına ve gençlerine hatta yaşlılarımıza sahip çıkamamış, en sıradan ve basit iletişimi bile kurmaktan korkar hale gelmelerine izin vermişiz demektir. Bu noktada hepimize yazıklar olsun. İnsanca olmaktan uzaklaşmış bir orta yaş nesli azınlığın, toplumun diğer bütün yaş gruplarına korkutarak baskı kurduğu acımasız ve ilkel bir düzenin sonucudur bu durum.
Göz teması kurabilen insanlar ise genellikle daha öz güvenli, otokontrol ve öz disiplin becerileri gelişmiş insanlar oluyor. Belki bir çok insanla karşılaştıkları işlerde çalışarak ediniyorlar bu yeteneği, günlük hayatında çok az kişiyle göz göze gelmiş bir insanla, her gün yüzlerce insanla temas kurmuş bir insanın bu konudaki geliştirilmiş becerisini karşılaştırmak da adil olmaz. Sağlıklı psikolojide, kendi iç dengelerini bir şekilde kurmayı başarmış insanlar göz temasını daha uzun süre sürdürebiliyor. Belki de dingin bir zihne sahip oldukları için karşılarındaki insandan çekinmeye, korunmaya hatta korkmaya gerek duymuyorlar. Bir de gözlerinden insanları okuyabilen insanlar var, hiç konuşma gereği duymadan sadece gözlerine bakarak karşısındaki insanın ruhunu görebilenler var ve sanırım bu gerçekten de herkeste olmayan bir yetenek. Bu insanlar genellikle ikiye ayrılıyor. Bu yeteneğini insanları manipüle etmek, kandırmak, dolandırmak için kullananlar. Veya bu yeteneği insanların ruhuna sevgi aşılamak, iyileştirmek, koşulsuz sevgiden başka hiçbir çıkar gözetmeden faydalı olmak için kullanmaya çalışanlar. Peki bu ikisinin ayrımını nasıl yapacağız? Bu noktada bakışın şiddeti ve keskinliği ile bakışın sıcaklığı ve şefkatinin kesin bir ayrım yapmaya yeterli olduğunu gördüm. Göz kaçıran insanların genelde yalan söylüyor olabilecekleri ile ilgili de meşhur bir psikoloji dizisi var.
Göz teması önemlidir, saygı göstergesidir, gelişmişliktir. Toplumsal olamasa bile bireysel olarak bir eğitimdir. Süresi kişiye göre değişiklik gösterir. Sıcaklığı güvene ve özgüvene göre değişir. Sertliği güvensizliğe, kaçırılması korkuya işarettir. Doğrusu makul bir seviyede, karşıdaki kişinin sınırlarına saygı duyarken varlığının farkında olduğumuzu hissettirecek kadardır, şefkat vermektir, güven verebilmektir.
Birbirine gözlerini kaçırmak zorunda kalmadan gülümseyebilen, sağlıklı ve özgüvenli iletişimlerin kurulabildiği bir toplum ve hep kalbinin güzelliğini gördüğümüz sıcak ve şefkatli bakışlarla dolu gözlere sahip insanların yaşadığı bir dünya diliyorum.