Sıradan anlamı olan sıradan bir kelime işte. Ama sanki bir özelliği varmış gibi geliyor insana. Ama yok. Sıradan işte basit hatta bayağı, negatif yani nötr bile değil. Basitliğin eksi tarafını anlatıyor bu kelime bana.
Bir insan düşünelim belinde silah var içinde 12 mermi var biride namluda. Ama belinde duruyor hep hiç çıkarmıyor, ateş etmiyor, kimseyi vurmuyor, hatta göstermiyor hatta silahı olduğunu bile söylemiyor. Betimleme bu, yok silah filan. Soru şu; elinin altında güç var bir insanın, ama kullanmıyor hatta bununla övünmüyor bile. Bunu kullanması mı kullanmaması mı onu daha güçlü yapar? Güce sahip olmak kullanmak zorunluluğu doğurur mu? Kullanılmayan güç, güç değil midir? İşte yine herkesin sahip olduğu en ufak şeyle bile övündüğü, hatta sahip olmadığı şeyle bile övünecek kadar küçüldüğü bir toplumda, bir felsefi ikilem. Doğru ve yanlış gibi iki net kavramı bile birbirine karıştırmış insanlarla felsefi ikilemleri tartışabilmek çok zor.
Taş yerinde mi ağırdır? Soru değil aslında bu, taşın yerinde dururken hiç kımıldamıyorkenki potansiyel gücü ve atıldığı zaman oluşan kinetik gücü arasında bir karşılaştırma. Silah örneğiyle aynı kavramsal amaca hizmet eden bir örnek bu.
Taşı attığın zaman attın gitti tamam kullandın gücü. Harcadın. Alır tekrar atarım, yok işte o ilk atışın etkisini yapmaz. Potansiyel güç ne oldu? Kinetik oldu yandı bitti harcandı. Yani diyorum ki, güç kullanılmadığında da güçtür, kullanıldığında da, ikisi de farklı şekilde güçtür ama güçtür. Sorun, insanların görmediği şeyi anlayacak kapasitesinin olmaması. Yok işte canlandıramıyor, değerlendiremiyor, taşı yerinde dururken tartamıyor. Yok yani. Ama yok demiyor, bende bu eksik demiyor, çünkü onu diyebilmek bile bir varlık gerektiriyor, belli ki o da yok. İlla istiyor ki o taşı atayım kafasına. Adamda taş var atmıyor helal olsun demiyor. Güce sahip olmak başka, gücü kullanmak başka. Var olan gücü kullanmamayı başarabilmek ise daha büyük bir güç. Kimse bu şekilde değerlendirmiyor, çünkü yok kalmadı, göstermelik hayallerle gününü avutan, gerçeklerden kopmuş, artık hiçbir şeye değer vermeyen bir topluma dönüştük. Bir şeylere değer verebilmek bile bir güç. Hiçbir gücün yokken, güce sahip olanın elindekini sana karşı kullanmamasının sebebi ne olabilir? Özgüven eksikliği mi? Gücü olanın özgüveni de vardır sen merak etme. Sende yok belki de, sende yoksa o zaman seni ezmiş olmaz mı? Gücü var diye, gücü olmayana kullanması hak mı? Etik veya vicdani sorumluluğu yok mu bu güçlerin? Var işte kardeşim, var olan gücü niye kullanmayayım değil mi. Değil.
İşte yine insanın varoluş mücadelesine döndük geldik. Yine geldik kişinin kendiyle olan savaşına ve sınavlarına. Sana verilmiş olan her şey, senin hakkın değildir. Bazen de tamamen verenin bonkörlüğüdür, gönlü bolluğudur, iç zenginliğidir belki de. Herkesin kendisine bu kadar çok anlam yüklemesi, herşeyin iyisini güzelini hakettiğini düşünmesi de özgüvensizliğin farklı bir dışa vurumu bence, kendi açığını, kendini geliştirerek değil, yalancıktan yamalarla kapatmaya çalışması. Bu güç mü peki? Bence zayıflık.
Bende var onda yok, elimdekiyle onu ezmek ne zaman özgüven oldu? Ne zaman güç oldu? Zorbalık ne zaman hak oldu? Bu bakış açısını, Türk toplumunun binlerce yıllık töresindeki şefkat ve affetme büyüklüğünü kim yok etti toplumdan? Nasıl bir şekilde hırsızlık normal, dürüstlük aptal oldu. Merhamet ne zaman özgüvensizlik oldu? Yazık oldu, yazıklar olsun.
Gücü kullanmamayı başarabilmektir asıl güç. Yokken yoktur zaten, zor olan varken kullanmamayı başarabilmek. İşte bana bunu öğretti büyüklerim. Güzellerim Canlarım. Dürüstlüğün güç olduğunu, ezmenin yanlış olduğunu, varken var demenin de yanlış olduğunu, övünmenin kabalık ve şımarıklık olduğunu. Zorbalıkla, güç göstererek, korkutarak değil, belki ancak merhamet göstererek sevgiye ulaşılabileceğini öğrettiler. Haklıyken affedebilmenin, haksızken af dilemekten daha zor olduğunu, asıl gücün bu olduğunu öğrettiler. Taşın yerinde ağır olduğunu anlattılar. Gerçek sevginin otorite savaşı olmadığını, ve hatta birini severek ona verdiğin gücün, beline silah vermekle aynı olduğunu anlattılar dolaylı olarak. Ben de anladım. Gücü alan anlamadı.
Şimdi gel de garipleşmiş, en temel değer yargıları bir bir sökülüp atılmış, kültürü, varoluşu, insana verdiği değeri yokedilmiş, aleladeleşmiş insanlarla dolu bir topluma bunları baştan anlat..