Azı karar çoğu zarar her insana lazım. Lazım ama ölçmek çok zor. Neyle kıyaslayabilirsin ki? Standart bir referansı olsa keşke, merak eden kıyaslar öğrenir. Ego miktarını ölçmek için yine astroloji var. Güzel kriterler var referanslar var, belli başlı ev gezegen burç yerleşmeleri var, var işte. Sayın hocamdan kendime danışmanlık alırken bana “sahneye çıkmalısın dedi” ben de hocam benim egom yok dedim, tekrar bir göz attı doğum haritama evet yok dedi.
Şimdi konu şu, ego ve özgüven bambaşka şeyler. Ne yazık ki toplumun büyük bölümü bunları aynı şey sanıyor. O noktada ciddi sıkıntı yaşıyorum kendimi anlatmak ve insanların benim hakkımda ne düşündükleri konularında. Örnek vereyim; üstten konuşmak egodur, mütevazi konuşmak egosuzluktur. Egonun zayıf olmasının, özgüvenle veya medeni cesaretle alakası yoktur. Burada önemli olan ve gözden kaçan nokta, kişinin kendisini ne kadar tanıdığı, hangi donanımlara sahip olduğunun ne kadar farkında olduğu, kendi becerilerini yine kişisel hayatında ne kadar kullanabildiğidir. Yine örnek vereyim; bir yakın dövüş ustası kavga eder mi? Etmez, çünkü karşısındakini kaç farklı şekilde dövebileceği hatta karşısındaki ona saldırırsa ne yapacağını çok iyi biliyordur. O yüzden saldırmaya gerek duymaz çünkü yılların ustalığı ile edindiği bilginin ona verdiği özgüven, egosunu ortaya koymasına gerek bırakmaz. Karşısındakine bağırıp çağırmaz veya ben şöyle üstünüm böyle iyi dövüşüyorum demez, güler geçer, çünkü zaten kendisine bunları defalarca kanıtlamış bu konudaki egosu kendi içinde tatmin olmuş, geriye sade ve mütevazi bir özgüven kalmıştır. Bu sade ve mütevazi özgüven, kişinin eksik olduğunu göstermez, gerek duymadığını, umurunda olmadığını, tok olduğunu gösterir. Bir ustayı, kendi özgüvensizliğini kapatmak için ortaya koyduğun içi boş egoyla, anlamsız bir kavganın içine çekemezsin.
Özgüven tatmin olduğunda egoya gerek kalmıyor bütün mesele bu. Ama özgüvenini besleyen konuları, kendi içindeki tokluktan ötürü insanlara göstermeye gerek duymadığın için, tevazu özgüvensizlikle karıştırılıyor. Çünkü bütün eksiklerine rağmen herkes o içindeki özgüven boşluğunu, dışsal objelerle yamamaya çalışıyor. Marka giyince marka oldum sanan çok fazla boş insan var. Bir tarafta da ne giyerse giysin taşıyabilen yakıştıran insanlar var. Başarı binlerce yıldır parayla ölçülüyor tamam ama para hırsızlıkla da kazanılır, başkası da verebilir aileden gelebilir, piyangodan çıkabilir, bunlar başarı değil ki, şans belki. Bence başarı; ne kadar eksiden başlarsan başla, bütün imkansızlıklara rağmen kendi karakterini doğru biçimde inşa edebilmektir. Karakter. Ne kadar güçlü bir kelime, egodan güçlü, herşeyden güçlü. Karakterin varsa güçlüsündür, karakter inşa etmek ise belki de hayattaki en zor işlerden birtanesi. Herkese ve herşeye rağmen kendin olabilmek, kendin olma hakkını talep edebilmek, sana verilmemiş bir hakkı savunmak, dik durabilmek, birey olabilmek, ne kadar zor iş. Kendi karakterini inşa edecek cesaretin, özgüvenin yok mu? O zaman bir yandan özgüven inşa etmek zorundasın. Yine cisimler, eşyalar geliyor akıllara. Değil işte. Konu içsel bir konu. Özgüvenin ve karakterin dışa vuran tek kriteri gülümsemedir bence. Bir insanın aynasıdır nasıl güldüğü, nasıl gülümsediği, ne kadar güldüğü veya nasıl güldüğü, hatta nelere güldüğü, işte bunlar hep karakter göstergesidir. Dikkat çekmek için komik olmayan bir olaya aşırı gülen özgüvensiz insanlar varken, zor bir duruma gülümseyebilen insanlar da var. Başkasının ortalığı yıkacağı kadar haksız, saçma veya çözümsüz bir duruma gülümseyebilen insan karakterlidir. Çünkü özgüveni vardır bazı çözümler düşünebiliyor veya beklemesi gerektiğini kabul edip insanların ne düşüneceğini umursamadan dik durmaya cesaret edebiliyordur. Hatta karakteri vardır ve sağlamdır, bu olay onu diğer, şekilci ve sürekli kendisini kanıtlama mücadelesindeki egosu yüksek ama özgüveni düşük insanları etkilediği gibi etkilemez.
Zamanı yönetebilmek mümkün değilse de, zamanın bizi nasıl yöneteceğine karar verebiliriz. Tüketici olarak eğitilmiş toplumun, yiyeceği yemeğin bile fotoğrafını çekip paylaşma dürtüsü yüklenmiş, diğer insanları da tüketmeye davet etmek üzere güdülenmiş, cisimleri eşyaları bilginin, tevazunun, insani değerlerin üzerine koyduğunu farketmeyen insanlarla, bu dünyadan bıkmış marsa gitmek isteyen zenginler arasında pek bir fark görmüyorum. Kalıp savaşmak yerine kaçan korkaklar benim gözümde.
Elele verip düzeltsek daha güzel değil mi? Yok mu özgüveniniz? Sadece Ego dan mı ibaretsiniz..