Ne kadar da hızlı tüketen, hızlı tüketmeye alıştırılan bir algı yaratıldı. Dinlere de gerek kalmadı artık sosyal medya üzerinden kitle yönetimi çok daha ucuz ve kolay, maya da tuttu zaten. En fazla 2 cümle metin içeren, özgün yayın sayısı binde birden az postlarda hızlı hızlı geçiyor insanlar metin okumak filan gereksiz zaten ne gerek var geç sonraki gereksiz posta. Güzel bir kadını, yakışıklı bir erkeği, son model bir arabayı vs. bir parmak hareketiyle yokedince kendisini güçlü mü hissediyor acaba. Aynı kollu makinalarda kumar oynamak veya bir uygulama içinde sürekli paket satın alarak devam etmek gibi değil mi. Hızlı hızlı bas geç, durup düşünme sakın! Neye bastığını, nasıl bir kullanıcı sözleşmesi onayladığını filan okuma bas hemen onaya da geç neyi onayladığından haberin olmasın. Başkalarını taklit ederek, hep aynı şeyleri yaparak ünlü olmaya çalışan ama aslında özgün olmadıkları için hiç şansları olmayan insanlar iyi niyetli ama sonuca ulaşmayacak bir çabayla sisteme hizmet ediyorlar sadece. Düşünme refleksi yokedilmiş nesiller geliyor harika!
Televizyon üzerinden algı yönetimi en büyük yatırımdı zamanında, her evde vardı, herkes zaten izliyordu, üstelik cihazı da kendi parasıyla alıyordu, daha ne olsun. Görüntüler arkasına gömülen görüntüler, sesler arasına sıkıştırılmış kulağımızın duyduğu ama bilincimizle değil bilinçaltımızla algılanan sesler. Çok uzun yıllar araştırma ve yatırım yapıldı bu yöntemlere. Kitleleri yönetmek zor iş, her yöntem mübahtı. Sonra baktılar bu teknolojiler çok emek istiyor, sosyoloji psikoloji bilimleri de var geçtiler telkin yöntemine. Politikacılar zaten kullanıyordu bu yöntemi, süper güçler de bilimini geliştirdi. Bir kaval sesiyle bin koyunu güden çoban veya bir emirle binlerce askeri sıraya dizen komutan gibi. Hepsi telkinle yapılıyor bunların. Bir insana bir fikri ne kadar çok söylersen o kadar çok inanıyor, aynı şeyi insan kendi kendine de yapıyor. Kendisini haklı olduğuna inandıran her haksız insan gibi.
1995 senesinde Türk Hava Kurumu türkkuşu programıyla paraşüt eğitimine gittim. Eskişehir İnönü de askeri tesis, Türk silahlı kuvvetlerinin subay ve personeli bizi günlerce eğitti. Uçaktan atlamak çok ilginç bir tecrübe, 16 yaşındaydım, bir afrika kabilesinin erkeklik sınavı olan bungee jumping gibi bir şey. Olgunlaşıyorsun, özgüven geliştiriyorsun. Kelime-i şehadetle bindim uçağa ilk atlayışımda o da var. 12 kişilik 1988 model sovyet antonov marka çift kanatlı uçak, motoru dursa süzülerek yere inebiliyor. Yüreği olana tavsiye ederim. Lafı getirmek istediğim yer şu, yerde bizi yüzlerce kere kapı çıkışı çalıştırdılar, o kadar çok ki sayısı yok. Sıraya giriyorduk, yaklaşık bir buçuk metre yükseklikte bir platforma çıkıp kapı çıkış pozisyonu alıyorduk, aynı uçak kapısına çıktığımızda atlamadan önce duracağımız şekilde duruyorduk, eller yanda kapıyı tutar şekilde, sağ ayak yarısı platformun dışında önde sol ayak geride, dizler kırık, gözler ufukta karşıya bakarak bekliyorsun, eğitimci (aslında yüzbaşı) atla diyor atlıyorsun. Yere düşünce de beş nokta taklası atıyorsun ki düşmenin ayak tabanına uyguladığı basıncı vücüdun beş noktasına dağıtarak vücuduna zarar vermeyecek şekilde bölüyorsun. Sayısız kere o platformun kenarında atla sesine atlaya atlaya mantık zincirin kırılıyor, şartlı refleks oluşuyor. Sonra gün geliyor çıkıyorsun uçağın kapısına, atla diyorlar koyun gibi atlıyorsun nereye atladığına bile bakmadan. İşte olay bu, telkin, şartlama, refleks geliştirme. Binlerce kere sola kaydırınca kontrol sende sanıyorsun, halbuki mantık zincirin kırıldı, şartlı refleks oluştu, eğitildin haberin yok.
Okumak vardı eskiden. Hala var aslında. Beyninin yıkanmasına izin vermeyen de çok insan var, sosyal medyayı, güdülenmiş, zihinleri ele geçirilmiş toplumun, zorlama talebine cevap verecek kadar az kullanan, TV izlemeyen, pasif aktivite sevmeyen, özgün içerik arayan, kitap alıp okuyan, keşfette gezmeyen, beynine ne sokacağına kendisi karar vermeye çalışan bir miktar insan var hala. Şimdi onlara hitap ederek diyorum ki iyi ki varsınız, iyi ki varız. Biz olmasak toplum tamamen ele geçirilmiş, bütün değerlerimiz yokedilmiş, beyinler artık normal-insanca-doğru değerleri unutmuş keşfetçi okumadan onaylayan, parmak hareketiyle yılların ustalığıyla hazırlanmış metinleri yattığı yerden tak diye kenara itip saçmasapan bir şeyler arayan insanlara dönüşecekti.
Şimdi oturduğum evin içinin tadilatıyla uğraşırken, oturma odasına çok zaman ayırdım. Klimayı karşı duvara taşıyanlar bilir. Duvarlar yerler heryer kırılacak delinecek, borular döşenecek, üstüne, sıvası alçısı boyası zımparası, zeminde dolgu maddesi, üstüne parkesi vs. sonra montajı filan derken burnundan gelir insanın. O kadar çok uğraşmamın bir tane sebebi vardı, kitaplık! Kitaplık olmadan ev, ev olmaz, çocuğum o kitaplığı görerek büyümeli, kitabı öğrenmeli, neden bu kadar çok kitabı var babamın diye düşünmeli, belki bir gün birini çekip biraz okumalı. Çünkü ben bir gün kızımın sorularına artık cevap veremeyeceğim. O zaman kendi cevaplarını kendisinin bulması için ona gerekli altyapıyı vermeli, okumanın kitabın ne kadar büyük bir güç olduğunu öğretmeliyim. Neyse, çizdim kağıda ölçüleriyle verdim, malzemeyi seçtim marangoz yaptı monte etti, raf genişliklerini biraz daha dar tutmalıymışım çünkü sandığımdan daha yumuşakmış kullanılan mdf taşımakta zorlanıyor o kadar kitabı, sonradan destekletmem gerekti rafları. Alt raflardan boyunun yeteceği bir bölümü de kızıma ayırdım, küçüçükken hepsini tek tek yere dökerdi yere sonra tekrar dizerdim rafa, henüz ne olduklarını anlaması mümkün değildi ama yine de farkında olmadan tanıştı kitaplarla. Biraz daha büyüyünce hikaye kitaplarını, aktivite kitaplarını bölüm bölüm yerleştirdik, güzelce kendi raflarına dizdik birlikte. Artık dağıtmıyor, istediği kitabı seçiyor okuyoruz ona, sonra da yerine koyuyoruz. Abartılı geliyor değil mi, değil işte. Öyle tak diye sola itmekle olmaz bu işler, ben abartıyorsam o hareket de çok basit. Çok seviyorum kitapları, tabletten kitap okumaya tam alışamadım ama çok pratik, özellikle bir kitapta belli bir bölüme ulaşmak veya arama yapmak, araştırma yaparken de çok kullanışlı. Yine de fiziksel olarak bulunması sanki bana bir güç veriyormuş gibi hissediyorum. Onca zaman, emek, fikir var sonuçta içlerinde. Durdukları yerden bilgi saçıyorlar gibi etraflarına.
Okuyun, okutun, düşünün, beyninize aldığınız bilgiyi kendiniz seçin, güdülenmiş, mantık yürütme becerisi elinden alınmış boş insanlara dönüşmeyin. Özgün olun, kendiniz olun, her insan eşsizdir, benzemeye çalışmayın, kendinizden uzaklaşmayın.