Belli ki her insanın sevme becerisi, sevme kapasitesi, sevilme ihtiyacı farklı. Acaba doğuştan mı böyle yoksa sonradan mı değişiyor? Bebekliğinde ve çocukluğunda sevgi ve güven ortamında, yeterince sevgi alan ve kendini güvende hisseden insanlar büyüdükçe daha mı sevgi dolu oluyorlar? Galiba sevgi ve güven de birlikte hareket ediyor.
Güvenemeyen insanlar sevemiyor belki de. Veya sevemeyen insanlar güvenemiyor. Bu noktada iki kavram anlam olarak birbirlerine çok yaklaşmış oldu. Güvensiz sevgi, sevgisiz güven olmuyor o zaman. Güvenemeyen insan sevmeye korkuyor, güvenen insan koşulsuz sevebiliyor. Sevemeyen insan güvenmeye korkuyor, seven insan ise koşulsuz güveniyor. Bu iki duygu çok önemli ve birbirlerini besliyorlar demek ki.
Korkan bir insana sevgi göstererek güvenini kazanabiliriz, sevemeyen bir insana güvenerek ve inanarak sevmesini sağlayabiliriz. Çok güçlü etkileri var o zaman bu iki duygunun.
Özgüven ve sevgi de bağlantılı o zaman. Kendi sınırlarını bilmeyen bir insanın güven duygusu da gelişmemiş oluyor. Kendini sevemeyen bir insan başkasını da sevemiyor. Ama en sevemeyen insan bile biliyor ki seviyormuş gibi yapmak bile, kendisini karşısındakine karşı güvende hissetmesine sebep oluyor. Yani korkan bir insan seviyormuş gibi yaparak kendini korumaya alıyor. Korktuğu şey kendisi mi karşısındaki mi, bence kendisi. Her ne kadar kendisini hataları, kusurları, eksikleri ile sevebilmeyi başarabilen insan sayısı çok çok az da olsa, sevginin gücünün herkes farkında. Kendi karakterini düzeltmeye çalışmaktansa yalan söylemek, rol yapmak çok daha kolay. İşte bunlar zayıf insan, ilkel-gelişememiş, gelişmeye kapalı insan. Eski versiyon insan bunlar.
Bana göre gerçek olan her duygu güzeldir, insanın doğasında olan bütün duygular insanın ihtiyacıdır. Bunları yok saymak, kendine saygısızlık hatta ihanettir. Evet aynen böyle düşünüyorum. Çünkü bütün duygularını açıkça yaşayan insana güvenirsin bir noktada. Üzgünse üzgündür, mutluysa mutludur, kızgınsa kızgındır, acısı varken gülmez, mutluyken surat asmaz. Gerçektir! Gerçek olana da güvenirsin, güvenince de seversin. Nasıl davranman gerektiğini de bilirsin. Bu noktada tek tuzak, kendi gerçekliğinde yaşayamayan, kendi psikolojisini, kendi duygularını yok sayan insanların bu gerçeklikte varolamayacağı. Ya zor yolu seçip kendi bireysel varoluşunun peşinden gidecek, yada boş bir beden olarak yaşamaya devam edecek. Herkes aynı güçte de değil belli ki, üstelik toplumun onayını “yalan bile olsa” almak herşeyden değerli bu günlerde.
İşte bu güven ve sevgi fakiri insanlar, çevrelerine kendileri gibi insanları toplayarak, içi boş bir onaylama ve güven ortamı oluşturuyorlar. Herkes birbirinin kusurunu örtüp, yalanını onaylayıp, çirkinliğine güzel diyerek aslında manipülatif ve hastalıklı bir onaylama zinciri kuruyorlar. Sosyal medyadan önce de vardı bu, bu kadar göz önünde değildi tabi. Üzücü olan ise bütün bu yalancıktan onaylama zincirine üye insanlar, derinlerde bir yerde biliyorlar.. Biliyorlar işte eksik olduklarını, sakladıklarını, güçsüz olduklarını, “-mış gibi yaptıklarını” biliyorlar ve bu derindeki boşluk asla dolmuyor, bir milyon yalancıktan onaylama bile “kendi kendini onaylayabilmen” kadar güçlü değil çünkü. Hayatlarının bir noktasında bir kısmı uyanıyor bu insanların, çok sevildiğini ve takdir edildiğini sandığı uzun yıllar süren yalancıktan onaylama zinciri normal günlerde işe yarıyor çünkü. Çünkü hayat gerçek. Çaat diye tokatı vuruyor bir gün öyle gerçek bir iş geliyor ki başına bütün yalanlar yetersiz kalıyor. E hani ben seviliyordum, güzeldim ben, çok beğeniliyordu fotoğraflarım, ne oldu şimdi kim var yanımda? Kimse yok. Kendin bile yoksun kendi yanında ne bekliyordun ki? İşte hep öyle gideceğini umut ederek yaşadığın göstermelik hayat, gerçek hayatla çatıştı, hadi bakalım nasıl çıkacaksın işin içinden. İşte şimdi sana doğruları söylediği için sevmediğin arkadaşın varya hani hep mutsuz diye küçük gördüğün, koş bakalım ona çözerse o çözer.
Herkesin sevme sevilme, güvenme, kendi varoluş mücadelesini kendi kendine verme gücü olmayabilir. Ama seviyormuş gibi yapmak çok büyük manipülasyon. En kötüsü de bizi sevmek ve korumakla görevli olan anne ve babanın seviyormuş gibi yapması. Büyük hasarlar bırakıyor çocuk üzerinde. Ve hayatı, sevgiye dair yanlış olan bu ayar üzerine kurduktan sonra, ilişkilerde hep mutsuz oluyor bu çocuklar büyüdüklerinde. Belki bir noktada uyanıp bu ayarı düzeltebiliyor bir kısmı ve acısı ve tatlısıyla daha sağlıklı ve gerçek ilişkiler kurabiliyor. Diğerleri ise yine kendileri gibi yapay sevgi ortamında büyütülmüş insanlarla alışkın oldukları, daha kolay olan, yapay sevgi ortamında hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.
Buradaki anafikir şu, neyin varsa onu verebilirsin. Her konuda geçerli bu. Yoksa veremezsin, sırf alabilmek için varmış gibi, veriyormuş gibi yapma, insan ol, gerçek ol, kendin ol. Ancak kendi gerçekliğinle yüzleşebilir ve kendini, sana öğretilen çoğu şeyin aksine yenmeyi başarabilirsen, gerçek sevgiye ulaşabilirsin. Başka yolu yok!