Affedebilmek

Ne kadar da zor bir kelime. Kim neyi affediyor daha o belli değil. Kim haklı kim haksız, kim ne kadar haklı kim ne kadar haksız o da belli değil. Bu dünyada hiçkimse haksız değilken affa ne gerek var değil mi? Değil. Hakkı dağıtan başkayken herkesin kendini haklı görmesi çok kibirli bir bakış açısı. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşen herkes kendi hakkını koruma içgüdüsüyle, olayı çift taraflı değerlendirme becerisinden yoksun bir şekilde ağız dolusu lafla, kendini ifade becerisi gelişmemiş olanlarsa taşla sopayla hakkını arama peşinde. Peşinde de, kim haklı acaba gerçekten? Veya belki de hiçkimse haklı değil herkes haksız, hatta belki de herkes haklı hiçkimse haksız değil. Buradaki tek değişken kendinsin. Kendi kişiliğinin kontrolünü ele almamış bir insanın, hayatını kontrol edebilmesi mümkün değil. Hayatı tamamen kontrol etmek zaten imkansız çünkü sayısız dış faktör var kontrolümüzde olmayan.

Hayatımda yatırımı hep dürüstlüğe yaptım. Sonucu benim için en ağır olacak durumda bile dürüst olma cesaretini gösterdim, hakedilmiş, emek çekilmiş, çile çekilmiş, bazen 1 e 5 bedel ödenmiş bir durum var ortada. Bu benim yolumdu, benim seçimimdi. Fazla gururluydum, o yüzden her zaman dik durmayı seçtim. Çok zor oldu; çok zorlandım, ama zaman içinde %100 dürüstlükle yaşamayı öğrendim. Herkesten önce kendime karşı. Bir durumu doğru analiz edebilmek çok boyutlu düşünme becerisi talep ediyor. Bunu öğrenmek bile başlı başına uzun bir zaman ve emek istedi. Kendi bakış açını, karakterini, kusurlu yönlerini, zayıf noktalarını, güçlü noktalarını öğrenmek zorundasın. Ne zaman hata yapabilirsin bunu bilmek zorundasın. Bütün karakterini, aklını ve ruhunu bir tepsi pirincin taşını ayıklar gibi ayıklamak zorundasın. Kendini çözdükten, kendinle savaştıktan, kendini hatalarınla kabul edebildikten, bu eksiklerini tamamlamaya çalışıp bir kısmını tamamlamayı değiştirmeyi beceremedikten ve bu başarısızlık hissine rağmen kendini olduğun gibi kabul edebilip, sonra hatta kendini olduğun gibi sevebilmeyi öğrenmen gerekiyor.

Başka bir insanı yargılamadan affetmeyi becerebilmek için önce kendini yargılamadan affetmeyi öğrenmen gerekiyor. Kendini sevmeyen bir insan başkasını sevemez. Kendini kabullenemeyen kendiyle yaşayamayan bir insan başkalarıyla da yaşayamaz. Kendini affedemeyen bir insan başkasını da affedemez. Lafı nasıl da söyledim oh sustu kaldı diye düşündüğünde aslında kandırdığın tek kişi kendin oluyorsun. Kendi hatanla, eksiğinle yüzleşmeye becerin ve cesaretin yoksa, kendinle yaşamaya bile tahammül edemiyorken, sürekli suçlu araman ne acıklı. Zor bu işler.

Bugün bir olay yaşadım ; daha önce bir kelime konuşmadığım bir insan onu mağdur ettiğimi idaa etti. İddaa bu, iddaa eden kanıtlayacak değil mi? Değilmiş işte. Bir ilaç sorulmuş, ben de demişim ki ücretini önden alabilirsek sipariş eder getirtirim. Takdirim buymuş, var belli ki 16 senelik meslek hayatımla bildiğim birşey, yoksa bile kimse kimseye mecbur değil, ben koşulumu söylemişim uymadıysa başkasına sorarsın. O da değilmiş. Alışmışlar şuursuz yaşamaya.. Söz verdiniz tutmadınız, hiç dürüst değilsiniz dedi bana daha önce hiç görmediğim bir insan. Ben de cevap olarak ben size herhangi bir konuda söz vermedim, verseydim tutardım, bir talebiniz oldu karşılığında benim de bir talebim oldu siz yerine getirmediniz ben de getirmedim dedim. Daha ne kadar dürüst olunabilirdi acaba.

Buradaki konu dürüstlük değil aslında, ama işte gururluyum dokundu, gönlüm kırıldı. Ah mı edeyim etmedim. Bağırıp çağırayım mı sağır kulaklara. Göstereyim mi görmeyen gözlere. Ağlayayım mı anlamayan gönüllere. Kendi yönetemediği sürecin acısını başkasından çıkarmaya çalışan bir insan vardı karşımda, çıkardı da. Gururumu kırdı, enerjimi tüketti. Oturdum yarım saat tövbe ettim kendimden emin olduğum halde, sonra yarım saat zikrettim rabbim gönlümü soğut afffedebileyim diye. Neden? Çünkü insanız, olabilir insanlık halidir, anneliktir, insanlıktır herhangi bir gerekçesi vardır o kişinin kendi içinde kendini haklı görmesine sebep olan. Haklıdır kendince herkes kadar. Yine de bana saldırması, ağız dolusu suçlamada bulunması gerekmezdi, derdini farklı bir şekilde ifade etse belki ihtiyacı olan yardıma ulaşabilirdi. O da onun seçimi artık o noktadan sonra onu sorgulamak bana düşmez. Bana ne düşer, adil olmak. Yüzümün şeklini gören dostlar sordu, ben de dedim ki dürüst değilmişim ona üzüldüm. Gülüp geçtiler sen kendini bilmiyor musun dedi hepsi. Biliyorum konu bu değil ki dedim. Konu ne dediler, affedemedim hala o kişiyi dedim. Neden affetmeye çalışıyorsun ki sana haksızlık ve hakaret eden bir insanı dediler. Bana yakışan bu dedim. Benim inancım da bu. Benim ne düşündüğüm onun ne düşündüğü değil, hakkı dağıtanın ne düşüneceği dedim. Ben insanca yargılamadan, kişisel algılamadan, egoma nefsime yenilmeden gönülden affedebilmeliyim ki konu benden çıksın dedim. Tanıyanlar anladı, tanımayan hala ne düşünüyorsa o da onun gönlünün ekmeği artık.

Affedebilmek zor. Haklı olduğunu biliyorken, hakkını aramamak ise nefs, ibadet, tevhid, insan olma mücadelesi, herkese ve herşeye rağmen kendin olabilme cesareti, en ince noktandan saldırıldığında ise bu bir sınav. Verirsin veremezsin bu sınavı. Bu derslere ne kadar çalıştığına bakar, nefsine yenilmek.

Hakkı dağıtanın varlığına olan inancından uzaklaşıp, kendi egona teslim olmak veya affedebilmek..