Ben lik

Ben demeden ben diyebilmek lazım. Öğrenmek lazım. Ustalaşmak lazım.

İnsanın kendisine saygısı olması lazım. Bu hayati öneme haiz bir ihtiyaç. Nasıl ki beden besinsiz yaşayamıyorsa, kişilik de benlik duygusu olmadan yaşayamıyor. Kalabalık aile yapılarında büyüyen bireylerde ne yazık ki bu benlik duygusu, ailenin baskın figürleri tarafından çok küçük yaşta bilinçli ve programlı bir şekilde kırılıyor, yokediliyor, eşsiz bir karakterde olan her insanın, birey olma-varolma- kendisi olma hakkı, suçluluk duygusuyla yer değiştiriliyor. Sonra bu çocuk büyüyünce, insiyatif alamayan, onay bekleyen, bir gram sevgi için, yeni bir hareket öğrendiğinde 1 fıstıkla ödüllendirilen maymun gibi, bağımlı hale geliyor. Bu bir zorbalık, bu bir faşizm, bu bir zulüm. Bu karanlık bir durum. Yanlış bu!

Sonra vay bu çocuk neden böyle oldu, biz buna herşeyi öğrettik, okuttuk eğittik ama hiçbir işi kendi başına yapamıyor.. Kuşun kanadını kesip, neden uçmuyorsun demekle aynı şey bu.

İnsanın kendisine saygısı olmalı. Kendi sınırlarına da saygısı olmalı. Kendisini keşfedebilmeli ki öğrensin. Kontrolsüz olsun, başına buyruk olsun demiyorum. Ama hangi yaşta olursa olsun, büyümek için alanı olmalı diyorum.

Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, haklılık haksızlık bile makul sınırlarda önemli olmamalı, herkes her koşulda “kendisine yakışanı yapmalı”. Bahaneler mazeretler, suçunu yansıtma, kompleksli hareketler, bire bin tepkileri haklı çıkarmaz. Karşındaki yanlış mı, olsun o onun yanlışı, sen ne kadar doğrusun ki? işte bu soruya haklı bir cevap verebilmek zor iş. Kendi sınırlarını bilmeyen bir insanın bunu doğru bir şekilde cevaplaması mümkün değil. Kendini savunman gereken durumla, saldırıya geçmen durum arasındaki farkı algılayamıyorsan, dön kendi içine kendini geliştir önce. Sana tokat atana tokat atınca haklı olmuyorsun. Aynı derecede haksız oluyorsun. Çünkü adaleti sağlamak adına sende aynı hareketi ona yaptın. Ama önce o vurdu, olmadı yine öne geçemedin çünkü neden sana vurmasına izin verdin? neden süreci yönetemedin? Süreci başkası yönetti, tokadı sen yedin, sen de vurdun bitti tamam, kaybettin. Kendi benlik duygun yok senin, sen daha iyisini yapamadın, aynı derecede çirkinsin işte. Kabul etsen de etmesen de. Biri sana bağırdı sen de ona bağırdın, aynı derecede suçlusun, haklı değilsin. Sana bağırıldığı halde sen sakin kalmayı başarıp, karşındakinin seviyesine düşmeden kendini düzgünce ifade edebilmeyi becerebilirsen o zaman haklı olma ihtimalin olur. Aynı şekilde davrandığın, senin tepkilerini başkasının yönetmesine izin verdiğin sürece, ondan farkın yok, daha haklı değilsin, herhangi bir şeyi de haketmiyorsun, çünkü sana yapılanın karşılığındaki seçimin aynı şekilde karşılık vermek oldu, yaptın bitti ikiniz de suçlusunuz konu kapandı.

Karışık mı geldi? Değil işte bana göre çok net. Adalet talep edebilmek için mağdur olman gerekiyor. Cezasını zaten kestiğin bir durum için adalet talep edemezsin çünkü sen zaten aynı şekilde karşılık vererek teraziyi dengeledin. İşte bunu anlamalı herkes. Daha iyisini yapamadığı sürece, suçlamalarla bahanelerle kendini kandırarak, kendi iç dünyasında gelişmemiş olan benlik duygusunu tatmin edemez. Ancak zor bir durumda sakin kalmayı, içine çekildiği karanlığa veya seviyesiz bir duruma girmemeyi başarabilirse o koşulda benlik duygusu beslenir. Hayır demeyi bilmek lazım cümlesinin arkasındaki formülasyon bu olmalı.

Kendi tavrın kadar değerlisin. Değerli olmak istiyorsan eğer, herkese ve herşeye rağmen, kendine yakıştırdığın şekilde davranmalısın. Bu yakışıklık eğer karşındaki kişinin tavrıyla aynıysa, sen osun! Eğer daha iyisini başarabildiysen kendinsin! Benlik duyguna sahip çık. Sen ol. Kendin ol.