Beklediğin bir şey vardır. Çok beklersin ama öyle böyle değil en çok beklediğin şeydir o. Çokça düşünmüşsündür gelirse ne yapacağını. Tek tek adım adım her şeyi planlamışsındır. Eminsindir herşeyden, tek eksik gelmesidir. Gelse hemen başlayacaksındır onu yaşamaya, hatta sen önden başlamışsındır onu yaşamaya, planlarken düşünürken isterken. Belki de çok uzun zaman olmuştur sen daha gelmemiş bir şeyi yaşamaya başlayalı. Kendi kendine yaşıyorsundur zaten onu, gelme ihtimali her aklına geldiğinde heyecanlanıyorsundur, belki de yakındır gelmesi diye. Her şey hazırdır, defalarca planlanmıştır, tekrar tekrar kontrol etmiş mükemmelleştirmişsindir planları. Tek eksik gelmesidir, hadi artık demeye başlarsın, ben hazırım her şey hazır hadi gelsin demişsindir. Ama gelmez..
Bambaşka şeyler yaşarken, hayatının bir düzeni bir ritmi varken, kafanda bin tane planın, bin tane kararın, bin bir tane hayalin varken. Bir şey gelir ansızın. Nereye koyacağını bilemezsin. Yer yok ki şimdi buna benim bütün zamanım dolu dersin, yer bulamazsın, araya sıkıştıramazsın, hay allah şimdi bu da nereden çıktı dersin, ne alaka şimdi ben böyle bir şey istememiştim bir sürü isteğim vardı onlar olmadı da neden alakasız, hiç aklıma gelmemiş, bambaşka, tesadüfi bir şey geldi diye kızarsın hatta. Ama gelir..
Dualite bir şeyin zıttıyla beraber varolmasıdır. Daha da güzeli, bir şeyin zıttı-tersi negatifi ile birlikte varolabilmeyi başarabilmesidir. Bir anlamda ahenktir, uyumdur. çünkü doğada hiç birşey saf halde bulunmaz mutlaka artık içerir. Belki de artık maddedir aslolan, çoğunluk gibi görünen madde az olan maddenin artığıdır. Bir karışımın içerisinde sadece iki madde olduğunu düşünelim, bunların karışım oranı eşit olmasa bile bir arada bulunuyorlar. Az olanın artık, çok olanın asıl madde olduğunu düşündüren nedir? Belki de enerjisel yoğunluk açısından tam eşit seviyededirler. Çok görünen madde az, az görünen madde çok olabilir yani. Anlatmaya çalıştığım şey fizik kurallarından bağımsız soyut anlamda, insan psikolojisinin ve aklının sınırları dahilinde, her şeyin, ama her şeyin, her duygunun, her fikrin, dualite kuralına uyduğu gerçeğidir. Doğanın kendi iç dengesinde dualite olduğu gibi, insanın da kendi içinde dualite vardır.
Bir şeyi çok isterken aynı zamanda o şeyin yokluğunu yaratır insan. Kendi yapar bunu. Var olmayan bir şeyi, bir fikri, isteği, insanı, eşyayı her ne ise onu isterken aynı zamanda onu yok eder. Aynı şekilde bir şeyden kaçarken de kaçtığı şeyi yaratır bir yandan. Her şey, her kavram, zıtlıkta var olur. Yoklukta var olunmaz, varlıkta yok olunmaz. Her an bir miktar varlık ve bir miktar yokluk vardır. Biri çok az diğeri çok fazlaysa bile aslında eşittirler. İsterken korkarsın, korkarken de istersin aslında. Çünkü doğanın düzeninde senin kişisel doğru ve yanlış kavramlarının hiç bir anlamı, hükmü, geçerliliği yoktur. Doğa sendeki hissi gerçekleştirmek üzerine çalışır. Bu his bir istek veya korku olabilir ama bu sadece senin sorunundur. Dualiteden kurtulmak mümkün değilse bile, istemeden gelen şeyin senin için gerekli, aslında farketmeden çağırdığın bir ihtiyacın olduğu fikri yanlış değildir. Aynı şekilde üzerinde düşündüğün çok istediğin birşeyin gelmeyeceği, çünkü gelirse sana zarar vereceği fikri de doğrudur.
Bu durumda insanın yapabileceği tek ama tek şey; dualitenin sınırlarını yumuşatmak, karışımın oranını dengelemektir. İstek ve korkularının farkına varmadan bunu yapman mümkün değil. Oturup bir liste yapmalı insan, yazmalı kağıda. Ben nelerden korkuyorum? Ben neleri istiyorum? Sonra bunları tek tek incelemeli, üzerine düşünmeli. Korktuğu şeyler aslında hakettiğini düşündüğü şeyler mi? Ve istediği şeyler aslında korktuğu şeylerin olmaması için istenen, gerçekte ihtiyacının olmadığı şeyler mi? Bu ayrımları net bir şekilde yapmayı başarabilip, listeyi kısalttığında, gerçek korku ve hayalleri ortağa çıktığında ise birbirine denklemesi gerekir! Korkularını yaratmamak için korkularını düşünmemesi gerektiğini anlamalı. Aynı şekilde hayallerini yaratmak için hayallerinden korkmamalı. Bu noktada korkunun yaratıcı-gerçekleştirici gücü, hayallerin yok edici gücüyle denk olmalı ki dualite insanın faydasına çalışabilsin.
Korkmak çok insanca bir refleks ama bu aynı zamanda büyük bir yaratım enerjisi içeriyor. Aynı şekilde hayal etmek çok insanca bir refleks ama aynı zamanda korku enerjisi içeriyor. Korkuların üstesinden gelemiyorsa, istemekten vazgeçmeli insan. Beklentisini, hayalini, isteğini sıfıra indirdiği anda korkuyu da sıfıra indiriyor çünkü. İşte benim anlatmaya çalıştığım dualite bu.
İstiyor musun? Korkma!
Korkuyor musun? İsteme!
Bırak akışına.
Her şeyin olması gerektiği zamanda, olması gerektiği şekilde olacağına güven.
Bir hayalinin gerçekleşmemesinden korkuyorsan, o hayali yok et ki korkuya teslim olma. Bir korkunun gerçekleşmesinden korkuyorsan, bir hayal kur ki o gerçekleşsin. Dualiteyi anlamak, kabul etmek, zıttıyla varolacağına razı olmak büyük özgürlük. Saflık, kusursuzluk istemek ise doğanın kanununa aykırı.
Kendi içindeki dualitenin farkına var.